ask

yanında yanıbaşındayken dokunamamak,
sıcaklığını bilememek,
gözlerinin içine bakamamak,
yanına yaklaştığında kalbinin yerinden çıkacak gibi atması,
karşısında dilinin tutulması,
elinin ayağının birbirine dolaşması,
saatlerce konuşmak içini dökmek isteyip karşısında tek kelime konuşamamak,
sabahlara kadar içmek,
günler boyu ağlamak,
ellerini bi kez olsun tutamamışken ellerinin arasından kayıp gitmesine şahit olmak,
başka bedenlerde teselli bulmaya çalışmak,
en kötüsü de bi kez olsun gözlerinin içine bakamamış olmak,
hangisine yanacağını bilememek,
kendine yaşadığın hayata aldığın her nefese lanet etmek.
çok sevmek herşeyden çok sevmek.
bi kez olsun görmek için çıldırmak.
onun umarsızlığına şahit olsun.
ona yazdığın şiirlerin gönderemediğin mektupların haddinin hesabının olmaması
ve aranızda hiçbirşeyin olmayacağını bile bile kaçamak bakışlarla onu süzmek.
başkasıyla kurduğu gelecek hayallerinin seyircisi olmak
hatta güzin ablalık yapmak yeri gelince..
lanet okumak herşeye kendine yaşadığın hayata, gördüğün rüyalara
ya her gece rüyada görmek
offff....
offffff....
aşk lanet olası bi duygu...
içinin çok ama çok acıması..
yüreğinin içten içe kanayıp sonunda kendi kanıyla boğulması kişinin..
ölüm gel artık bekletme..

ask

doktorların ömrünü 2 yıl olarak biçtiği şuur bozukluğu.

insanoğlunun yaşam sürecinde mutlaka tatması gereken duyguları barındıran duygu patlaması...

ağaçların başka çiçeklendiğini, kuşların apayrı öttüğünü kulaklara inceden fısıldayan zevkü sefadır.

yemyeşil çimenler üzerine boylu boyunca uzanıp ışıldayan güneşin harelerine şarkılar yazdırır.

sevgilinin çimen yeşili gözlerini bulutlardan hangisine yakıştığına kafa yordurur.

bir umuda yolculuğun ilk adımıdır.

yarına dönük şarkıların dudakalardan mırıldanma senfonisidir.

çimen yeşili gözlerde kendini kaybetme ve tekrar bulamama şuursuzluğuna düşme tehlikesini içinde barındırdığı ölçüde çekici bi o kadar da aykırıdır hayata.

ne olmayacak olduğunu bile bile hayallerden geri adım attırır. ne de ne olsa ne güzel olur heyecanını ruhundan siler alır.

yaşanmasa bi yanının eksik kalacağını da anlatır.

yaşanmasa ilk durakta inmesi geeken yolcu heyecanın kararsızlığını ruhunda barındırır.

şişelere takılan gözlerle becerip beceremeyeceğinden emin olamama içgüdüsü birbirleriyle kapışır.

ama çimen yeşili gözleri baktığın her çocuğun gözünde konuştuğun her insanın yüzünde arama duygusu ruhu da bedeni de iflasa götürür.

ne onunla ne de onsuz olur.

sevdaya dair şiirler yazarken uzaktan uzağa gel de bir gör şu halimi, demeyen diyemeyen gururlu kelimler kuşatır her yanını...

geceleri sabahlara kadar ağlamak can yoldaşındır artık zira..

gündüz ona ne kadar acı çektiğini göstermemen gerekecektir çünkü.

ağladığında yanaklarını kimlerin sileceği ayrı bir muamma.

oysa başını göğsüne yaslayıp nefesini nefesine çekmek vardır doymamacasına.

bir de ağlamak.. sisli buğulu gözlerin yaşarttığı ince nazenin yanaklardan coşkun seller gibi akıveren engel olamadığın, olursan içine akıttığın gözyaşı denizleri..

ağlamak en hafifletici eylem zira.

bilirsin yanaklarından süzülen yaşların ruhun ızdırabına neşter vuracağını, bilirsin sevdalı yüreklerin sağanak yağmurlarla ferahlayacağını...

ama ruhu kasıp kavuran sevda açılmadıyla kalbine değen yüreğe ve söylenmediyse kulağına sevda kokulu şarkılar.

hiç açılmadıysa gizli yaranın kabuğu...

yakar kavurur kor eder yüreği.

senin içinde fırtınalar çıkar depremler olur..

dışardan bakanlar mutlu bir yüzle karşılaşır..

her sabah takındığın mutlu yüz maskesini akşam yatağının başına bırakıverirsin. ve ağlarsın ağlarsın ağlarsın...

sevda şarkılarının bu kadar dokunaklı olduğunu hayretler içinde müşahede edersin.

vodka şişesinde balık olmayı düşlersin..

ve de karşılıksızsa bu deruni sevda, her geçen gün yüreğini saran cam kırıklarının biraz daha derine, daha derine işlediğine şahit olursun.

kanayan yanlarını kendin silersin.

onulmaz yaralarınına hiç kimsenin hiç bir şeyin merhem olmayacağını çok iyi bilirsin. ve ağlarsın ağlarsın ağlarsın..

en zorunun da ona bu kadar yakınken ona bu kadar uzak olmak olduğunu çok iyi bilirsin. elini atsan tutabilecekken gül kokulu ellerini meğer arada kaç yüz metrelik duvarlar olduğunu görürsün. içersin ağlarsın ve yine içersin.

sarıldığın şişelerin seni mutluluğa gark etmesini umarsın.

oysa ayılınca sen aynı sen, hayatın aynı hayat, umutsuzluğun aynı umutsuzluktur.

hiç bir şey değişmemektedir ve de değişmeyecektir.

sevda yüklü şarkıları bağıra bağıra söylemekte fayda etmez.

gideyim kapısına dayanayım dersin, yapamazsın..

göndermediğn gönderemediğin sevda yüklü mektupları ne yapacağını bilemezsin.

kanayan yanlarını kimlerin saracağını da.

başka kollarda teselli aramaya çalışırken gözlerini kapayıp onun hayaliyle sevişirsin.

rüyalarında gelip kollarına aldığında seni, biraz daha fazla öfkelenirsin hem kendine hem ona.

gerçekte olmayacak duaları hayallerde yaşadığın için daha fazla kızarsın kendine.

kötü yanlarını huysuzluklarını hatırlayıp soğutmaya çalışırsın yüreğini.

içli içli ağlarsın herkes uyuduğunda.

çimen yeşili gözleri doğuverir ardından gecelerine.

bakmaya kıyamadığın gözleri.

ardından içki istersin tanımadığın birinin kollarında teselli ararcasına.

sigara istersin.

başka kollara savrulmak istersin hepsini de yaparsın.

sonra bu yaptıkların için yine kendinden nefret edersin.

hayattan nefret edersin.

sevdadan nefret edersin.

yanlış zamanda yanlış yerlerde olduğunu görür herşeyden nefret edersin.

içini döktüğün kağıtların seni alıp çok uzakalara götürmesini dilersin.

gitmek ve kaybolmak istersin bilmediğin şehirlerde.

gecenin kuytularına sığınmayı arzularsın.

ruhsuz fahişelere benliğini satmayı benliğinden ölene değin kurtulmayı umarsın.

beynindeki herşeyin bir anda silinmesini istersin.

sevdanın syüreğine sapladığı bıçakları kanatırcasına birinin yüreğinden çekip koparmasını dilersin.

ummadığın bilmediğin şehirlerde bilmediğin kolların cazibesi seni kenine çekerken, sen ölesiye kullandırdığının bedeninin kimle olursa olsun gözlerini yumup onu hayal ederken yakalarsın kendini.

kimseyle sevişemediğini görüp bir kez daha küfredersin kendine, aşkına, hayata ve her şeye.

lanet olsun dersin sonunda aşkı tek başına yaşamayı öğrenip şairlerle hemhal olmaya başlarsın.

aşkı tek başına kendi duygularınla yaşarsın.

ve lanet olsun dersin kendine her şeye..

alismak

alışmak sevmekten daha zor geliyor, sözündeki "zor" olan yaşam enerjisi yokedicisi.

sarılıp okşayamadığın çoook yakınındayken bile koklayamadığın sevdiceğin ellerin oluşuna şahit olmayla bünyeye izinsiz zerkedilen uyuşturucu.

varlığına alışmak bu denli zorken yokluğuna nasıl alışılır bilmiyorum ki. bu mahzun, kırılgan yüreği kimler teselli etmeli. hangi yasak sevdaların kuytularına sığınmalı bu alışmak denilen kabul edilemez yedi başlı yılan gibi zehrini akıtan sorumsuz sevdalara.

ya hangi pişmanlığın gölgesine sığınmalı. bir sihirli değnek mi istemeli cinlerin sultanının köleliğine sığınarak. zamanı geri getirmek mümkün mü? mümkün mü kırılan camları aynı yerlerinden birleştirmek. doyasıya bakamadığın gözlerine hala daha bakamadığını farketmek mi acı veren kanayan yüreğe.

geri dönüşü olmayan yollara mı girdin. onulmaz sevdalara mı gark oldun. hangi gülümseme aldı seni, sana hiç sarılmamış kollarımdan. sanki bir daha mı sevdaya tutulacaktın. sanki bensiz mutlu mu olacaktın.

gel de gör demenin vakti mi geldi acaba. ya da o kervanın çoktan geçişine mi şahitlik edilmekte. acaba sen hiç yüreğinin lime lime parçalandığına şahit oldun mu. tırnaklarının tek tek sökülüp, saç tellerinin bir bir yerlerinden koparılması duygusunu yaşadın mı.

bil ki hiç bir beklentim olmadı, bil ki hiç bir gayrı meşru düşümün figüranı olmadın. hayallerimden bile sakladığım sevdamın gizli kahramanıydın.

öyle içten öyle derin yaşadığım sevdayı kendime bile itiraf edemezken, matruşka bebek gibi bırakıvermek geçiyor içimden umarsız duygulanımlarına. sıkıldığında sohbetinin baş aktörü, keyiflendiğinde mutluluğunun müsebbibi olmalıydım. dolan gözlerini silen mendilin, yalnız kaldığında dert ortağın olmalıydım,sınırsız açılan kollarınının sarılanı ben olmalıydım.

kanadı kıırık kuş misali biçareyim. ne uçabiliyorum uzak diyaralara. ne de gelip konabiliyorum, gül yanağına.

merhametine muhtaçlığımı kelimelere dökemeyecek kadar gururlu senden tek kalemde vazgeçecek kadar asil yüreğim. sen bunu çok iyi biliyorsun.

gizli rüyalarıma seni figüran seçmediysem, seni rüyalarımdan bile kıskandıysam anla. anla. kanayan yüreğimin acısını sadece sen dindirirsin. anla olmuyor ne seninle ne sensiz.

ağlamak sabahlara kadar ağlamak gözyaşlarımın denizinde boğulmak mı tek kaçış yolum.

umutsuz bir sevdanın ucundaki mum ışığına muhtacım.

gül yanağına dokunamayışıma hayıflanmaktayım.

sevdaları alıp götüren katarlara yüklesen kırgın yüreğimi. adresi bilinmeyen uzak diyarlara gönderiversem sonra.

kaldığın ve mutlu olduğun yerlerdeki sıcaklık ısıtır mı yüreğini.

kanadı kırık kuşum, biçareyim. ne uçabiliyorum uzak diyarlara ne konabiliyorum gül yanağına.

alışmak iki harfle yaklaşıyor umuda, aşmak ve uzaklaşmak.

sevdiginin baskasiyla nisanlandigina sahit olmak

tam bir trajedidir.

sevdiğini yıllar boyu hırçınlığından yanına yanaştırmayan, onunla ilgilenmeyen bünyenin birdenbire onun bir başkasıyla nişanlandığına şahit olmasıyla geçirdiği beyin sarsıntısından nasıl çıkacağını bir türlü kestirememesi olayı.

oysaki bu son durumda onu ne kadar çok sevdiğini anlamış lakin artık iş işten çoktan geçmiştir.

keşke ona bu kadar uzak davranmasaydım, keşke biraz ıyalınlık gösterseydim, keşke sevdiğimi ona ifade edebilseydim vb. bi milyon pişmanlık ardı ardına sıralanır sonra..

lakin çok hem de çoookkk geçtir. sevdiğinin sağ işaret parmağına takılan o yüzük, sevdiceğe değil de kendi boğazına takılmış bir pranga misali sıkmakta boğazını ve boğulmamak için çırpınmaktadır beden..

kadere küsmek mi gerekir yoksa sabahlara değin içmek mi gerekir unutmak için...

sıradan bir günden, herhangi bir sabahtan farkı olmayan bir günün böyle karabasanlara gebe olduğunu bilmemek de ayrı bir kaderin cilvesi olsa gerektir.

daha bi kaç gün önce, kaderde varsa istediğin her neyse inan ki olur denilerek anlatılan sözlere mi sığınmalı ya da. veyahut ayaklarına mı gidip kapanmalı. ya da dolan gözleri nasıl saklamalı sevdicekten. bakıp bakıp hayallere dalarken yemyeşil gözlere böyle mi olmalıylı diye mi sormalı ya da.

kendini sakınmaya çalışırken ki gayrı ihtiyari ağzından çıkıveren bebeğim, yavrum sözlerinin korumacığından nasıl uzaklaşır bu yürek..

bu kadar yakınken bu kadar nasıl uzak olunabilir. hemen yanında çook yakınındayken neden bu kadar uzak düşüş.

derinliklerinde kaybolduğum yemyeşil gözlere bi kez olsun doyasıya bakamamışken bu kahreden yol ayrımı neden.

hep ayrılan yollarda hüzünlere gark olan bu nazenin yürek mi olmalı.

söylemedin bi kez olsun demedin sevdiğini. bi kez olsun dokunamadım ellerine sıcaklığını hiç duymadım. hiç dokunamadım yüreğine.

senin yüzündeki gülümseme benim yüreğime hançerler batırırken senin nasıl canın acımaz.

sana gönderemediğim aşk mektuplarım var bilir misin? ben onları ne yapacağım şimdi. hangi gizli dehlizlere saklamalıyım. hangi su soğutabilir kor ateşlerdeki yüreğimi. gel de gör. ya da gelme hiç gelme. hiç görme şu halimi. içimdeki yangını hangi nehirlere bıraksam da alsa gitse.

senin için akan gözyaşlarımın bedelini kim öder? hangi derin sevdaya tutuldun da bıraktın beni? hiç tutmadığın hiç sarılıp koklamadığın ellerimi hangi bilinmez ayrılıkların koynuna attın.

gel de şimdi ağlama... yemyeşil gözlerde yaşayan başka birinin sana verdiği mutluluk mu seni benden alan. ben derinliğinde kaybolmaktan korktuğum gözlerine bi kez olsun bakamamışken sen nasıl ellerin elinden tutabildin.

kaç gece seviştin onunla.. kaç kere seni seviyorum dedin.. ona da yemyeşil gözlerle baktın mı saatlerce. o da kaybolmaktan korkuyor mu gözlerinin derinliğinde..

sana mutluluklar demiyorum kızma diyemiyorum. sadece içim acıyor.. yüreğime saplanan cam kırıkları var sürekli batıyor, sürekli kanatıyor. ben burada sana bu kadar yakın ve sana bir o kadar da uzakken duramam artık. ey sevgili.

evlilik

çocuğunuza .iç denilmesini istemiyorsanız içine girmeye mecbur olduğunuz müessese.

evde kaybolan esyalarin gittikleri yer

kaybolan çoraplar çamaşır makinesinin bir tarafına sıkışmıştır.

sozluk yazarlarinin itiraflari

güvenpark ta hiç tanımadığım biriyle bir gülümsemeyle tanıştım ve hayatım tamamen değişti. ruh ikizim varmış, artık kesin eminim.

cehenneme gideceklere tavsiyeler

zebanilerle iyi geçinin. dışarıdan ufak tefek şeyler getirilmesine yardımcı olurlar.

komşularla sen çok yandın ben az yandım kavgasına tutuşmayın, hepimize yetecek kadar ateş var.

ne kadar günüm kaldı diye takvim tutmaktan vazgeçin. oranın zaman kavramı dünyadan çok farklı.

bayanlar lütfen, bayanlar için yeriniz yok mu diye sormaktan vazgeçin. yok.

üzerinizde kıyafetinizin olmaması sizi endişelendirmesin kimsenin yok. zaten yanmış pipi görmeye kimse meraklı değil.

dünyada hiç olmassa bir kere şehadet getirmiş olun ki cehennemde yeterince kızardıktan sonra cennete gitme umudunuz olsun. unutmayın umut fakirin ekmeğidir.

kızlara sırnaşmayın vermek isteselerde şartlar elvermez. veremezler.

arada canınız sıkıldığında gözlerinizi kapatın ve mis gibi kızarmış etlerin kokusunu ciğerlerinize doldurun. dünyada yaptığınız piknikler gözünüzün önüne gelecek ve bir nebze olsun rahatlayacaksınız.

ve son olarak kendinizi ateşin ince ince duyumsanan çıtırtılarına bırakın ve doyasıya yanın. unutmayın anın tadını çıkarmak nerede olursa olsun çok mühimdir.

kayseri ye gideceklere tavsiyeler

sabah gidin akşam dönün. hiçbir şey anlamazsınız.
ramazanda gidince heryerin açık olduğunu görüp şaşırabilirsiniz. tabi ufacık bi kentten kayseri'ye gidilmişse.
15 tl lik tişörtü 65 tl ye almak, 100 tl lik takım elbiseyi 550 tl ye alıp 12 ay boyu ödedikçe kayseri'ye rahmet okumak da cabası olsa gerek. ama siz yine de hatıra olsun deyu birşeyler almayı ihmal etmeyin.

sabah namazina diye kalkip tuvalete gidip yatmak

ameller niyetlere göredir. kişi sabah namazına niyet ederek kalkıyor ancak namazı kılmayı (bilerek veya bilmeyerek) unutuyor tuvalete gidip tekrar yatağına dönüp uyuyorsa yine de az da olsa sevabı haketmiştir. zira bir çaba vardır ortada o saatte kalkmak kolay iş değil netekim.

sabah 3 te kalkip saati geri alan adam

vatandaş olarak görevlerinin farkında olan, her daim onları yerine getirmek için hazır ne nazır bekleyen, bilinç katsayısı yüksek diğer insanlara en iyi örneği sunacak olan özel tüzel güzel bir yurttaştır. bugün savaş var kalkın dense yatağından donuyla fırlayarak koşacak cephenin en ön safında allah allah nidalarıyla kükreyecektir. candır canandır ....dır .......dır

bade iscil

sarışın her kızı güzel belleyen türk erkeklerinin bir yanılsama sendromunun içinde cebelleşmesine sebebiyet veren ilizyüzyon cümbüşü....

kucuk ayakli kadinlar

zerafet göstergesidir. hele de ince bilek, ince bel ve hafif kıvrımlı vücut hatlarıyla birlkikte arzı endam eyliyorsa. iyidir iyi......

balim diyen sevgili

"aa bu benim sevgilim lan"

harika bi şey...

denizi ozlemek

cuma günü geldim bugün işe başladım ve aşkımı denizimi çok özledim. offffffffffff.....

zengin cocuklari

valla olacaksan bu dünyada zengin çocuğu olacaksın. baban zengin olduktan sonra okulda da rahatsın askerde de rahatsın. mına koyum en güel kızları tavlamada da rahatsın. tavlama olayına hiç girmesen bile rahatsın kızlar peşinde dolanıyorlar çünkü.

sozluk yazarlarindan aforizmalar

aynı işyerinde çalıştığın bayana/erkeğe aşık olma.

can bonomo

ayna diyor ya şarkısında "odamın hali perişan, ben perişan, kimse yok işime karışan" hatamam oyle. bi de çok şeker.

insanlari tanimak

her daim senden faide bulan birine kırk yılda bir işin düşerse ve o şahıs bu işi yapmaktan imtina ederse bilinki siz o kişiyi artık çok iyi tanımaya başlamışsınız. aslında ölçme değerlendirme kapsamında bazı vakitler yeni tanıdığınız insnlara yem atmakta faide var. aslında çok rahat yapabileceğiniz bir işi bir de ondan isteyin bakın sonr selamı sabahı kesip uzaklaşıyor mu yoksa canla başla yardımcı olmak için çaba mı sarfediyor. işte düğümün çüözüldüğü nokta tam da burası.

sigara izmariti icmek

bildiğin fakirlerin yaptığı eylem.